Emekli Öğretmen Sami Toraman'ın anısına

    Emekli Öğretmen Sami Toraman'ın anısına

    Gümülcine, 28.10.2025

    Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği Başkanı Sami Toraman:

    “Azınlık eğitiminde önce güven ve samimiyet gerekmektedir”

    RODOP Rüzgârı:

    Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği gibi köklü bir kuruluşun başında olmak sizce nasıl bir duygu?

    Öğr. Sami TORAMAN:

    Herşeyden önce derin kökleri bulunan ve azınlığın hizmetinde olan bir kuruluşun başkanlığını yürütmek, kültürlü bir sınıfı temsil etmek, güçlükleri olduğu kadar onuru olan bir olay. Buradan pek çok değerli meslektaşımız başkan olarak geçmiştir. Hepsi sorumluluklarının bilincinde olarak çalışmalarını tamamlamışlardır. Bu bir nöbet işi olduğu için bizi buraya getiren arkadaşlarımıza evvela teşekkür etmek zorundayım. Bizler, tabii ki bu duruma layık olmaya çalışıyoruz. Eğitim sorununun çok ileride olduğu bir zamanda Öğretmenler Birliği’nin başkanlığını yürütmek elbetteki çok zordur.

    RODOP Rüzgârı:

    B.T.T.Öğretmenler Birliği’nin başkanı olduğunuz halde zorunlu olarak emekliye ayrıldınız! Bu durum sizi nasıl etkiledi?

    Öğr. Sami TORAMAN:

    Daha önceleri meslektaşlarım aynı şekilde emekli oldukları için, ben psikolojik olarak kendimi emekli olmaya hazırlamıştım. Diğer arkadaşlardaki gibi bana da tepeden inme gibi gelmedi. Elbette ki bu kadar önemli bir meslekten ve bu kadar güzel çocuklardan ayrılmak o kadar kolay bir şey değil. Zaman içinde bu çocukları kendi çocuklarınız gibi, okulu da kendi kurumunuz gibi görüyorsunuz ve birlikte çalışırken birden zorunlu emekliye ayrılmak elbetteki insanı bir noktada etkiler. Ama, biz etkilenmemek ve zor durumda kalmamak için daha önceden psikolojik olarak kendimizi bu olaya hazırladık.

    RODOP Rüzgârı:

    Sami Toraman kimdir?

    Öğr. Sami TORAMAN:

    1946 yılında Gümülcine’de doğdum. Cemaatin 3. okulunda 1-4. sınıfları okudum. Ondan sonrası da “İdadiye” denen 1. Cemaat Türk İlkokulu’nda iki yıl okuyarak, 1959 yılında ilköğrenimimi tamamladım.

    Bundan sonra 1951 Türk-Yunan Kültür Anlaşması’ndan doğan haklarla sınavlara katılarak parasız yatılı olarak Türkiye yolunu tuttuk; vatanımıza dönüp faydalı bir kişi olma niyetiyle.

    1959 yılında Trakya’daki Kepirtepe İlköğretmen Okulu’na gittim. Beş yılımı orada tamamladıktan sonra 1964-65 ders yılında İstanbul Ortaköy İlköğretmen Okulu’ndan mezun oldum. Bundan sonra her vatandaş gibi ben de gerekli girişimlerde bulunarak 1965-66 ders yılında İskeçe’nin Gökçeler Türk İlkokulu’nda bir yıl görev yaptıktan sonra askere gittim. Vatani görevimi tamamladıktan sonra 1968 yılında gene Lozan’dan doğan haklarımızla sözleşmeli öğretmen olarak Yalımlı köyü ile anlaşma yaparak orada çalışmaya başladım. Yalımlı köyündeki çalışmam başlı başına bir efsanedir. Sıfırdan başlayarak o köyü bir yerlere getirdik.

    RODOP Rüzgârı:

    Biraz önce 1965-66 öğretim yılında göreve başladığınızı söylediniz. Peki o zamanlar öğretmenler göreve nasıl başlıyordu?

    Öğr. Sami TORAMAN:

    Lozan’dan doğan haklarımızla sözleşmeli öğretmen olarak göreve başlıyorduk. Kısacası okul encümeni ile sözleşme yapıyordunuz. Çocuk velileri sizinle mutabık olduklarını, çocukları okutmanız gerektiğine dair bir sözleşme imzalatıyorlardı. Bu imzaların sahte olmaması için belediyeden onaylanıyordu. Bu onaydan sonra imzalanan sözleşme müfettişliğe gidiyordu. Müfettiş bunu tasdik ediyor ve sizi sözleşme yaptığınız köye üç yıllığına gönderiyordu. Gökçeler Türk İlkokulu ile ilk sözleşmem tütünle oldu. Kısacası bu köyle dört yüz kilo tütüne anlaşmıştım. Yaka bölgesinde o zamanlar bu miktar bir ailenin ürettiği tütüne eşdeğerdi. O zamanlar sulama olmadığı için dönüm başına ancak 50-80 kilo arasında tütün üretilebiliyordu. Oldukça iyi para karşılığı olan bir miktardı.

    RODOP Rüzgârı:

    Halkın o zamanki yaşantısı nasıldı?

    Öğr. Sami TORAMAN:

    1960’lı yıllarda Yunanistan’da çiftçinin durumu çok iç açıcı değildi. Kısacası zirai araçları yoktu. İlkel üretim yapılıyordu. Köylü zor şartlar altında yaşamını sürdürüyordu. O yıllarda öğretmenlik hele doktorluk azınlık insanının düşünemediği olaylardı. Tahsil durumu genelde çok düşüktü. Özellikle balkan köylerinde ise durum daha da kötüydü. İlkokulu bitiren çocuklar azdı. Çocuklar

    emek olarak anne babaya gerekliydi. Çocukların çoğu sezon sonuna kadar okuyamıyordu. Mart ayı geldiğinde çocukların çoğu okuldan alınıyordu. Fakat, benim çalıştığım Yaka bölgesinde okumaya değer veriyordu insanlar. Yalımlı ve Gökçeler köyleri çocuklarını okullara göndermeye gayret ediyorlardı, ancak ekonomi çok zayıftı. O zamanlar köylerdeki vasıtalar da çok değildi. 1968’de Yalımlı köyünde göreve başladığımda motorlu araç olarak bir motosiklet ile iki trakör vardı .

    İki ülke arasındaki ilişkiler ise elbette bugünkü gibi değildi. Vatandaş henüz Batı Trakya’daki olayların nasıl geliştiğini kavramış değildi. 1951 Kültür Anlaşması’ndan doğan haklarla okullar açılıyor, tabelalara “Türk” ismi veriliyor, kendilerine göre işlerin iyi gittiği zannediliyordu. Gene o yıllarda da Azınlık insanı birinci sınıf vatandaş sayılmazdı. Farkedilmeyen ayırımlar vardı. O zamanlar da ayırımlar devam ediyordu.

    RODOP Rüzgârı:

    Biraz da okula dönelim. Sizin velilerle ve öğrencilerle ilişkileriniz nasıldı?

    Öğr. Sami TORAMAN:

    Bir öğretmenin başarıyı yakalayabilmesi için okul, çocuk ve çevresinden oluşan bir üçgen vardır. Bunlarla olan ilişkileri çok iyi yürütmesi gerekiyor. Ben bu ilişkileri çok iyi durumda yakaladım. Bir öğretmenin bu üçlüyü yakalayabilmesi için ki bunlar genç öğretmenlere biraz da nasihat gibi olsun, evvela güvenin sağlanması gerekmektedir. Onun bir parçası ve ondan olduğunuzu göstermeniz gerekmektedir. İnsanların yüzünün içine bakarken, gözünün içine bakmanız gerekiyor. Karşınızdaki kişi o elektriği alıp, “o da benim insanım” deyebilmeli. Bunu veremezseniz, başarıyı yakalayamazsınız. Ben, tüm bunları zaman içerisinde çok çabuk kavradığıma inanıyorum. Aynı zamanda çok çabuk da bu ilişkiyi kurduğumu söyleyebilirim. Ben, onların arkasında dimdik, onlar ise benim arkamda, benim durduğumdan daha da dik durdular. Bir istediğimiz iki olmadı, çünkü güvenleri sonsuzdu. Bunun ölçüsünü çok ileriye götürdük. Benim söylediklerim artık köyde kanun gibi olmaya başladı. İsteklerimin hiç birine hayır demediler. Böylece başarıyı çok kolay yakaladık. Evvela hiç bir zaman aramıza mesafe koymadım. Onların bir parçası, onların içinden gelen bir insan olduğumu kanıtladım.

    RODOP Rüzgârı:

    Görev yaptığınız okullarda yaşadığınız sorunlar nelerdi?

    Öğr. Sami TORAMAN:

    Gökçeler’de göreve başladığım sırada henüz olayları kavramaya çalışırken, tabela meseleleri görülmeye başlamıştı. O yıllarda Gökçeler Okulu’nda Şeymi Demir arkadaş azledilmişti. 1960’lı yıllardan 1970’li yılların başına doğru gene müfettişlik tarafından gözdağı ve baskılar başladı. Meselâ en büyük sorunlardan bir tanesi birinci sınıfı okutan bir öğretmene “fişsiz eğitim yapacaksın!” veya “Yunanca dersinde fişleri toplayacaksın!” deniyordu. Bu tip hareketler başlamıştı. Kitaplar gelmiyordu. Kitaplar artık yetersiz kalıyor ve fotokopi ile öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılamaya başlamıştık. Kısacası engellerle karşı karşıya kalıyorduk; ta ki bunlar 1970’li yılların sonunda iyice hissedilmeye başlandı. 1980’li yıllarda ise hiç bir kitabımız kalmadı. Kitapların tıpkı basımı Selânik’te hazırlanmaya başlandı. Orada da engeller koyulmaya başlandı. Basılan kitapların kapağında çok iyi hatırlıyorum, “Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği tarafından hazırlatılmıştır” diye bir ibare vardı. Ben, 1980-82 döneminde de Öğretmenler Birliği başkanıydım. O zamanlar bu kitaplar, okullarımıza, yazıların üzerleri siyah kalemle karalanarak dağıtıldı! Kısacası, Öğretmenler Birliği’nin sempatik olmadığı yavaş yavaş hissettirilmeye çalışılıyordu.

    RODOP Rüzgârı:

    Görev sürenizin büyük bir bölümü Yalımlı köyünde geçti. Burada kaç yıl görev yaptınız?

    Öğr.Sami TORAMAN:

    1968 Eylülünden 2007’nin 22 Haziran’ına kadar burada görev aldım. Bu da 39 dolu yıl demektir. 1968’de 150 civarında öğrenciyle başladım. 2007’de okulu 59 öğrenciyle bıraktım. Bu azınlık insanının çok çocuk doğurma niyetinde olmadığını göstermektedir. Tabii ki bu tek sebep değildir. Ekonomi de en büyük sebepler arasında gösterilebilir. Ekonominin dışında istihdam sorunu da

    var. 1955’ten sonra azınlık insanı göç etmeye başladı. Bu insanların bir kısmı, özellikle de balkan kolunda yaşayanların büyük bir çoğunluğu iki defa göç etmek zorunda kaldı. Balkan kolundan ovaya inen insanlar 1974’ten sonra ikinci bir göç daha yaşadılar. Göç, Türkiye’ye oldu. Yalımlı köyünün üç yüz hanelik nüfusu ki bunlar en az bin kişiden oluşmaktadır, bunların üçte biri kadar da Türkiye’nin içinde olan insanlar var. Hatta yarısı kadarı Soma ve Bursa’da yaşamaktadır.

    RODOP Rüzgârı:

    Yalımlı’da halkın eğitim seviyesi nasıldı?

    Öğr.Sami TORAMAN:

    Yalımlı’da eğitime önem verilmekteydi. Yaşanan ekonomik sıkıntılar yüksek tahsili engelliyordu. Bu köydeki insanların geçim şartları el emeklerine bağlı idi. Bütün bunlara rağmen birkaç tane doktoru, birkaç tane avukatı ve diğer alanlarda yüksek tahsil yapmış 15-20 civarında insanımız vardı. Köyümüzde Aynı zamanda Yunanistan üniversitelerinde okuyan çocuklarımız da vardır. Bütün bunlar bizim beklediğimiz seviyede değildir. Bizler ilkokuldan çıkan çocukların en azından %70 gibi bir oranının üniversitelere gitmesini arzu etmekteyiz. Yalnız Yalımlı köyü çocuklarının çok zeki ve çalışkan olduklarını söyleyebilirim.

    RODOP Rüzgârı:

    Görev yaptığınız yıllarda unutamadığınız anılarınız mutlaka vardır. Bunlardan örnekler verebilir misiniz?

    Öğr. Sami TORAMAN:

    Herkesin anıları vardır. Bunlar basit gibi gelir ama çok hoşturlar. Ben, sizlere hatırlayabildiklerimden bir kaç tanesini anlatmaya çalışacağım. Derviş kıyafetinde “Erkek Hasan” adında bir öğrencim vardı ki şu anda encümendir. Çok zeki bir çocuktu. Bir gün zihinsel hesaplar yapıyorum küçük sınıflarda. Arka sıralara soruyorum, “üç elman var, ikisini yedin, birini kardeşine verdin ne olur?” Bu arada sıra Hasan’a geldiği zaman, “öğretmenim bana hiç sorma” dedi. “Neden Hasan?” dedim. “Çünkü ben onları kimseyle paylaşmam, hepsini yerim” dedi.

    Biliyorsunuz Yunanistan’da okullar 23 Aralık’ta tatile giriyor ta ki 8 Ocak’a kadar. Bu tatil döneminde çocuklarla ayrıldık. Okullar açıldığında yine birinci sınıfta Mert adlı öğrencimiz ki biraz afacandı, öğretmen masasının başına geldi ve, “öğretmenim birşeyden haberin var mı?” dedi. Uzun süre ayrı kaldığımız için acaba bir felaket mi, ya da ölen mi oldu diye düşündüm. “Yok haberim” dedim. O da bana dedi ki, “öğretmenim ben sünnet oldum” dedi. “Hiç inanmıyorum” dedim. Ben ona inanmıyorum derken, herhalde eli belindeymiş bir anda pantolonunu aşağıya indirdi ve “buyur öğretmenim, bak bakalım oldum mu olmadım mı” dedi. Bu olayı da unutamıyorum.

    Yine başka bir anım da şöyle: Yalımlı köyünde 39 yılımı tamamladım. Son yılımdı. Genellikle birinci ile beş ve altıncı sınıfları okuttum. Bu %70 civarında hep böyle oldu. Son yılımda birinci sınıfları başka öğretmenin almasını düşünmüştüm. Okuttuğum birinci sınıf ikinciye geçiyor ve bunlar tek sınıfta eğitim alıyorlardı.

    İkinci ve büyük sınıflara Türkçe okutacaktım. Hem bu arada kendimi de emekliliğe hazırlamış olacaktım. Bir bayan öğrencim ki o zamanlar anne idi bir gün okula geldi. Bana aynen şu lâfı söyledi: “Ben sana ne yaptım öğretmenim!” Ben tabii ki onun neden bunları söylediğini anlayamadım. Önce şok oldum ve çok üzüldüm. “Anlat yavrum, ne oldu, aramızda ne geçti” dedim. “Duydum ki seneye birinci sınıfları almayacakmışsın ” dedi. “Nerede duydun” dedim. Cevap olarak “köyde duyuluyor, konuşuluyor bunlar öğretmenim” dedi. “Eğer sen birinci sınıfları okutmazsan ki benim çocuğum bu yıl birinci sınıfa gelecek, bilki beni sevmiyorsun, bana kızıyorsun” dedi. “Yok öyle bir şey”dedim. “Söz ver bana birinci sınıfları alacağını” dedi. Biz mecbur kaldık söz verdik. Kısacası emekli olana kadar birinci sınıflarla devam ettik.

    RODOP Rüzgârı:

    B.T.T. Öğretmenler Birliği başkanı olarak bir çok etkinlikte Birliği temsil ediyorsunuz. Bu etkinliklerdeki izlenimleriniz nelerdir?

    Öğr. Sami TORAMAN:

    Azınlıkta etkinlikler kadar güzel bir şey yoktur. Kültürel etkinlikler bir toplumun yaşam biçimidir. Bunların dile getirilmesi ve ortaya çıkarılması kadar güzel bir olay yoktur. Gördüklerimin eksiklikleriyle birlikte çok faydalı olduğuna inanmaktayım. Yalnız iki yıldır katıldığım Seçek etkinliklerinde ki burada bir yayla kültürü yaşatılmakta ve de Rumeli insanının bugünlere kadar getirdiği yağlı güreşlerin sergilendiği bir yer burası. Bunun yaşatılmasını cani gönülden desteklemekteyim. Fakat orada halkın bazı şeylere canının sıkıldığını gözlemledim. Beğenmediğim tarafı şurasıdır: Orada poltikacılar çıkıp yaptıklarını ve yapamadıklarını anlatarak birbirlerini eleştiriyorlar. Orası siyasetin paylaşıldığı yer olmamalı. Orada kültürün ön plana çıkarılması gerekmektedir. Oysa siyasetçilerin bu hereketleri günün anlamını ve gündemi değiştiriyor. Bir de konuşmaları bitince ayrılıyorlar. Bu tür etkinliklerde politikacılarımız da düşünceli ve tutarlı olmalıdırlar. Bu şekide davranırlarsa Azınlık adına mutlu olurum.

    RODOP Rüzgârı:

    Öğretmenler Birliği olarak B.Trakya’da bir ilke imza attınız. B.Trakya’da Dr. Sadık Ahmet’in adını doğduğu topraklarda ilk defa bir yere verdiniz. Bunu nasıl düşündünüz ve sizce bu nasıl bir duygu?

    Öğr. Sami TORAMAN:

    Türkiye’ye gitmeyen ve Türkiye ile ilişkisi olmayan Azınlık insanı olacağını düşünmek bile istemiyorum. Türkiye, bizim garantör devletimiz ve göç etmiş azınlık insanının bir yarısı da Türkiye’de yaşamaktadır. Buraya gittiğimiz zaman, Dr. Sadık Ahmet Caddesi, Dr. Sadık Ahmet Parkı, Dr. Sadık Ahmet Camii gibi isimleri görmekteyiz. Dr. Sadık Ahmet 1995’te aramızdan ayrıldı. Onun adına düzenlenen anma törenlerine Türkiye’den bakanlar dahi katılmaktadır. Biz Öğretmenler Birliği olarak hep birlikte düşündük ki, bizim B.Trakya’da, kendi topraklarında, kendi evladımız ve buradan yükselmiş bir insanın, hiç bir yere adının verilmediğini gördük. Özellikle hiç bir kurumumuzda adının olmaması bizi gerçekten de üzüyordu. Yönetim kurulumuza konuyu açtım. Arkadaşlar çok sevindiler ve yerinde buldular. Bu kararı 6. oturumumuzda 17 Ocak 2007’de aldık. Açılışını ise 24 Temmuz 2007’de anma gününde yapılabileceğini düşündük. Şansımıza iki tane bakan da geldi. Bundan da faydalanarak açılışını yaptık. Bunu yaptığımızdan ve ilkin bize nasip olmasından dolayı çok sevindik ve bir çok yerlerden de övgüler aldık. Bu olayı ilk önce bizim yapmamız çok da önemli değildir. Azınlıkta maalesef bu konuda çok geç kalınmıştır.

    RODOP Rüzgârı:

    B.T.Türk Öğretmenler Birliği bir çok çalışmaya imza attı. Çok arzu ettiğiniz ya da “keşke bunu da yapsaydım” dediğiniz bir çalışmanız var mı?

    Öğr. Sami TORAMAN:

    Biz şu anda legal sayılmıyoruz. Her ne kadar legal olmasak dahi Öğretmenler Birliği görevini devam ettirmektedir. Çocuk Şenliği’nin bu yıl üçüncüsünü Yassıköy’de yaptık. Ben orada da söyledim. Sadece Azınlık olarak değil, Azınlık çoğunluk olarak birarada, kültür zenginliğinden faydalanarak bu etkinlikleri birlikte yapmamız gerekir. Hatta geziler de neden birlikte olmasın. Nedir bu geziler? Azınlık çocukları ile çoğunluk çocuklarını birlikte Türkiye’ye götürmek ve birlikte gezdirmek. Aynı şekilde Yunanistan’ı birlikte gezdirmek. Bizim ortak yapabileceğimiz çok şey var. Hatta bunu daha da genişletebiliriz. Balkan kültürü içerisinde de bunu düşünebiliriz. Çocukların birbirlerinin kültürlerini tanımasını sağlayabilir ve çok şey de yapılabilir. Yunan çocuklarını Türk ailelerin misafir ettiği gibi, Türk çocuklarını da Yunanlı aileler misafir edebilirler. Kaynaşma ve paylaşma bu şekilde olabliir. Diğer ülke kültürlerini ve oralarda verilen eğitimi tanımak en arzu ettiğim ve yapamadığım çalışmaların başında gelmektedir. Bazı şeyler de tabii ki bizim de elimizde değil.

    RODOP Rüzgârı:

    Şu anda Öğretmenler Birliği sizin arzu ettiğiniz düzeyde mi?

    Öğr. Sami TORAMAN:

    B.Trakya Türk Öğretmenler Birliği bir kültür kuruluşudur. Yıllarca azınlığın kültürünü elinde tutmuş ve getirebildiği yere kadar getirmiştir. Bu çalışmaların içinde çok büyük fedakarlıklar ve zorluklar var. Elbette ki Öğretmenler Birliği gönül arzu eder ki sendika olmaktan çıkmalı. Bütün sosyolojik ve ekonomik sorunları çözümlenmiş olmalı ki, diğer konulara ağırlık verebilsin. Son yıllarda, öğretmenlerin emekliye ayrıldığı günlerde elbette ki sendika gibi çalışmaya ve öğretmenlerin haklarını koruyan bir kurum gibi çalışma içine girdi. Bu insanların ekonomileri düzelmeden bazı şeyleri götürmesi çok zordur. Ama, bu sorunların da aşılacağının işaretlerini görüyoruz. Biz gene eski günlerimizdeki gibi kültürel faaliyetlerimize devam edeceğiz. Ancak legal olmadığımızdan işler yokuşa sürülmektedir. Öğretmenler Birliği üyeleri Türk kültürünü almış ve bununla gelişmiş olarak

    azınlığın eğitim ve kültürünü savunan ve temsil eden insanlardır. Ben her zaman onların bir efsane olduğunu ve bu efsanenin sonuna kadar devam edeceğine inanmaktayım.

    RODOP Rüzgârı:

    Siz sık sık “bir efsane sona eriyor” diyorsunuz. Öğretmenler Birliği’nin geleceğiyle bu konuda bağlantı kurabilir misiniz?

    Bu bir efsaneydi ve doğdu. Düşünün ki bizler bir okulda üç nesli birden okuttuk; dede, baba ve oğul. Bu her öğretmene, her kesime ve her kuruma nasip olacak bir durum değildir. Onun için bizler burada bir efsane olarak kaldık. Halk da bunu böyle görüyor ve bu efsanenin yok olduğu inancı içerisinde. İnşallah sakin ve iyi kafayla düşünenler çıkar da buna bir çare bulunur. Bu sistemle, S.Ö.P.A.’dan gelen bu insanların yetişme şekliyle bu eğitim yürümez. Sonunda çocuklarının iyi eğitim almadığına inananlar yavaş yavaş çocuklarını Yunan okullarına yönlendiriyorlar. Bu durum maalesef her geçen gün artmaktadır. Bu durum elbette ki en başta öğretmenleri üzmektedir. Bizler çocuklarımızın Yunanca öğrenmelerini istemekteyiz. Hatta ikinci veya üçüncü bir dil öğrenmelerine karşı değiliz. Eğitimin olmazsa olmazı ise, ana dilini iyi öğrenmeyen bir çocuğun ikinci bir yabancı dili öğrenmesinin çok zor olduğudur. Onun için çocuklarımız ikinci dilde başarısız olmaktadırlar.

    RODOP Rüzgârı:

    Konu konuyu açmaktadır. Geçtiğimiz günlerde Sirkelli Belediye Başkanı Hasan Kâşif’in yerel bir gazetede demeci yayınlandı. Hasan Kâşif Sirkelli’ye devlet ortaokulunun açılmasını istemektedir. Siz bir eğitimci olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz?

    Öğr. Sami TORAMAN:

    Ne istediğimiz ve de Öğretmenler Birliği’nin amacının ne olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Ben bu belediye başkanımızın açıklamasından önce başka bir şeye değinmek istyorum. B.Trakya’da pilot olarak seçilen beş tane okulda ki bunların üçü Rodop ilinde ikisi de İskeçe ilindedir, oradaki azınlık çocuklarına Türkçe dersinin seçmeli olarak okutulmasını kınama kararı aldık. Hasan Kâşif’in böyle bir şey söylediğini görmemiş, duymamış olayım, tahmin etmiyorum bunu söyleyebileceğini. Böyle bir şey olursa ilk evvela bunun karşısında Öğretmenler Birliği olacaktır.

    RODOP Rüzgârı:

    Biraz önce yeni anlaşmalar yapılması gerekir dediniz. Peki mevcut anlaşmalar ihtiyacı karşılamıyor mu veya da bunlar uygulanmıyor mu?

    Öğr. Sami TORAMAN:

    Elbette ki Lozan çok şeye cevap vermektedir. Lozan’dan bugüne, bilgi, bilişim çok fazla şekil değiştirdi. Mesela, 1968 Protokolü’nde kitaplıklardan bahsedilmektedir. Artık bilgisayar çağı başlamıştır. CD, DVD ve internetin okullara girdiği bir dönemde samimi olarak bunlarla da donatılmalı. Bunları eğitecek yetişmiş öğretmenler getirilmeli. Elbette ki sözleşmeler ve aradaki Türk-Yunan anlaşmaları bizim çok şeyimizi kapsamaktadır, fakat çağ değişiyor, dünya globalleşti; artık her geçen anlaşmanın mürekkebi kurumadan bir yenisine ihtiyaç doğuyor. Bizlerin görev yaptığı kırk yıl içerisinde bazılarının unutulduğunu ve bazılarının da uygulanmadığını gördük ve hala da görüyoruz. Konuşmamın başında da söyledim. Azınlık eğitiminde önce güven ve samimiyet gerekmektedir. Bazı durumlarda samimiyet ve güven görmüyorum. Bunu nereden çıkarıyorsunuz derseniz kendimden bir örnek verebilirim. Ben, kırk yıllık öğretmen olarak emekliye sevk edildim. Bana, çalıştığım okulda hiç bir zaman için müdürlük payesi verilmedi! Bu süreçte kendimi güvensizlerin içinde hissettim ve bana güvenmediklerine inandım. Devlet, bunun her ne kadar da böyle olmadığını söylese de, bana inandırması biraz güç gelir. Ben, aldığım bilgiyle bir müdürlüğü yürütemeyecek kadar geride bir insan olmadığıma inanıyorum. Bir sürü arkadaşın ellerinden müdürlüğün alınması güvensizliğin işaretidir. En azından bizler böyle anlıyoruz. Onun için önce güvenin şart olduğuna inanıyoruz.

    Altını çizerek söylüyorum, hiç bir kültür diğer farklı kültürden ürkmemelidir. Kültürler içiçe yaşayabilir ve yaşarken de güzel olur. Farklı kültürlerin yaşatılması gerekir. Bizler B.Trakya’ya gökten zenbille gelmedik. Bizim atalarımız buradaydı. Lozan imzalanırken bizler buradaydık. Bizler kendi kültürümüzü muhafaza etmeye çalışırken, devlet de bu duruma katkı sağlamalıdır. Bizler bu anlayışı ve yakınlığı göremiyoruz. Bunlar yapıldığı takdirde inanıyorum ki bu ülke imrenilecek ve kıskanılacak bir yer olur.

    RODOP Rüzgârı:

    Son olarak ne söylemek istersiniz?

    Öğr. Sami TORAMAN:

    Şimdi biz eğitimci olduğumuz için ekonomik ve kişisel sorunlarımızı her zaman azınlık eğitiminin arkasında tuttuk. Son olarak yine azınlık eğitimiyle ilgili bazı şeyler söylemek istiyorum. İki devlet birbirlerine çok yakın. Türkiye ve Yunanistan geçmişte savaş sonrasında Lozan’ı imzalamış olan iki devlet. Birgün temenni ediyorum ve olması gerektiğine de inanıyorum, tekrar şu kültür anlaşmalarını gözden geçirip; birbirine güven duyarak, birbirlerinden hiç gocunmadan, hiç ürkmeden, bu Azınlık insanını her iki taraf için de, Türkiye’deki Yunan azınlığı için de, Yunanistan’daki Türk Azınlığı için de, oturarak bu azınlık insanlarının bugünkü eğitimden kendi dillerinde almaları gerektiğine inanarak düzgün bir sözleşme yapılması gerekmektedir. Bunu yaparken de samimi olmaları gerekmektedir. Biz Türk Öğretmenler Birliği adına samimiyiz. Çocuklarımızı yetiştirirken yaşadıkları bu topraklarda, yani vatanlarında, bu vatana sahip çıkmalarını, bölgeyi sevmelerini, bölgeyi kalkındırmaları için ellerinden gelenleri yapmalarını öğretiyoruz. Azınlık insanı her konuda Yunanistan’a karşı samimidir. Samimi olduğunu daha önceleri İç Savaş’ta ve 1940-41’lerde şehitler vererek kanıtlamıştır. Artık bu modern iletişim çağında bu insanların eğitimde ikinci üçüncü sınıf vatandaş olmaları hiç doğru değildir. Biz AB’de yaşıyoruz. AB raporlarına göre B.Trakya Yunanistan’ın en geri kalmış bölgesi olarak tespit edilmiştir. Oturup bunun sebeplerini araştırmak gerekmektedir. Neden bu bölge insanı geri kaldı? Hangi nedenler veya faktörler etkili oldu bu geri kalmada? Bunlar tespit edilmeli ve çözümler aranmalıdır. Eğer B.Trakya eğitimi, Azınlığın eğitimi için bazı makamlar, bazı kurumlar karar alıyorsa, lütfen bu kurumu temsil eden, eğitimini bilen, Azınlığın eğitimini ileriye götürecek insanlarla işbirliğine gitsinler. Kısacası bizlere de sorsunlar, bizler de düşüncelerimizi söyleyelim. Biz bu ülkenin kalkınmasını ve çok ileride olmasını istiyoruz. Ağustos 2007

    Baltalı, İbrahim, Bir Efsane Sona Ererken, Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği yayını,  2011, GümülcineAğustos 2007

    ©2017 Burasi Batı Trakya. Tüm Hakları Saklıdır.

    Please publish modules in offcanvas position.

    hacklink panelihacklink satın albacklink alhacklink alhacklinkhacklink alhacklinkizmir web ajansjustin tvhacklink panelihacklink panelihacklink satın alhacklinkhacklink satın alholiganbetholiganbet girişdenemeholiganbet girişdenemeholiganbetholiganbet girişgrandpashabetgrandpashabet girişholiganbet güncel girişholiganbetholiganbet girişholiganbetgrandpashabetgrandpashabetholiganbetholiganbetholiganbetholiganbetcanlı maç izlecanlı maç izlecanlı maç izlecanlı maç izleiptvcasibom girişyabancı dizi izlecasibom girişdinamobet resmicasibom girişcasibom girişjojobet girişjojobet girişcasibom girişyabancı dizi izlejojobet güncelcasibom girişjojobet girişcasibom girişcasibom girişjojobet girişcasibom girişbetwild girişdeneme bonusudeneme bonusu veren sitelerdeneme bonusslot sitelerimarsbahisxmarsbahisgirişcasibom girişstake girişmarsbahis girişkeybahisjojobet girişnarwin girişkeybahis