Gümülcine, 30.12.2025
Eşikteki Yaşamlar
Pervin Hayrullah
Yeşil Vadi’nin batı yakasında, iki tepe arasında yaşayan bir halk vardı. Kendilerine “Eşik Halkı” derlerdi; çünkü tarih onları iki tepe arasında bırakmış, vadide esen rüzgârları ta ciğerlerinde hissederek büyütmüştü. Gündoğusu, günbatısı, poyraz, karayel, lodos derken soğuktan iyice kavrulmuşlardı.
Bir gün bu halkın eşeği, birinin serinliği, diğerinin kokusu cazip iki ot yığını arasında kaldı. Halk bunun bir sınav olduğunu düşündü. Otların etrafından değişik değişik sesler geliyordu:
“Birini seç.”
“Seçmek zorundasın.”
“Seçmeyenin kararına başkaları hükmeder.”
“Sağa git, asırlar boyunca böyle yaptık.”
“Sola git, geleceğin yolu bu.”
“Neden illa ki iki yığın olsun? Belki otların arasında başka bir patika var.”
Vadideki kuşlar ise, bu sesleri yukarıdan izlerken kendi aralarında tartışırdı:
“Ne kadar çok ses var, ne kadar az kulak!”
“Hayır, derdi bir diğeri, kulak çok ama kimse aynı melodiyi dinlemiyor.”
Yeşil Vadi’deki eşik halkının çok sesliliği, dışarıdan bir kakofoni gibi duyulsa da içeriden bakınca başka bir şeydi: Kırılgan bir denge, sessiz bir diplomasi; türlü ağızdan yükselen ama ortak bir gövdeye ait nefes.
Bu kadar çok sesin duyulması, farklı fikirler, eşeği aç bırakır mıydı?
Kim bilir?
Ya da:
Fikirlerin çokluğundan ziyade niteliği mi önemliydi?
Peki, Eşik Halkı’nın eşeği ne yaptı? Hangi yığına yöneldi? Ya da iki ot yığınının arasında bir çukur kazıp toprağın altındaki taze filizlere mi ulaştı?
Yoksa gerçeklik, fikirlerin paradoksunda hayatta kalabilme yöntemlerinde mi gizliydi?
