Gümülcine, 7 Nisan 2026.
AÇIKLAMA
Batı Trakya Türk Azınlığı Lozan Barış Antlaşması temelinde din işlerini yürütürken ve kendi iradesine göre Müftülerini seçerken, 1985 yılından bu yana ülkemiz Yunanistan’da tayin yönteminin getirilmesiyle bu hakkından mahrum bırakılmıştır. Yunanistan’daki yetkili mercilerin, Batı Trakya’daki Müftülük sorununu kalıcı bir çözüme kavuşturmak yerine çözümsüzlüğe mahkûm eden bir yaklaşım sergilediğini gözlemlemekte; bu durum karşısında derin bir hayal kırıklığı yaşamaktayız.
Batı Trakya Türk Azınlığının en önemli sorunlarından biri olan Müftülük meselesi, aradan geçen onca yıla rağmen Yunanistan devleti tarafından Azınlığımızın iradesi, talep ve beklentileri doğrultusunda çözüme kavuşturulmamıştır. Aksine, son gelişmeler bu sorunun daha da derinleştirildiğini ve kronik bir hale getirilerek çözümsüzlüğün adeta bir statüye dönüştürüldüğünü açıkça göstermektedir.
Birkaç ay önce Dimetoka’da hayata geçirilen ve “seçim” görüntüsü altında sunulmaya çalışılan tayinli müftü belirleme sürecinin gerçekte bir atamadan ibaret olduğu Batı Trakya Türk Azınlığı tarafından açıkça görülmüştür. Azınlığın iradesini yansıtmayan bu yöntem ne meşruiyet taşımakta ne de demokratik ilkelere uygunluk göstermektedir.
Bugün gelinen noktada, benzer bir sürecin Rodop ve İskeçe illerinde de hayata geçirilmeye çalışılması, Yunanistan devletinin bu yanlış uygulamada ısrar ettiğini ve azınlık toplumunun haklı taleplerini bir kez daha görmezden geldiğini ortaya koymaktadır. Dimetoka örneğinde olduğu gibi, Rodop ve İskeçe’de yürütülen bu süreçlerde de devletin Batı Trakya Türk Azınlığının seçilmiş temsilcileri ve kurumlarıyla herhangi bir diyalog ve istişare mekanizması işletmemesi, sorunun çözümünden ne denli uzak bir yaklaşım benimsendiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım, Azınlık ile devlet arasındaki güven ilişkisini daha da zedelemekte ve mevcut sorunları derinleştirmektedir.
Öte yandan, Müftülük sorununa ilişkin bu tek taraflı ve dayatmacı uygulamalar, yalnızca demokratik ilkelere değil, aynı zamanda uluslararası hukukun temel metinlerinden olan 1913 Atina Antlaşması ile 1923 Lozan Barış Antlaşması’nın hükümlerine ve ruhuna da aykırılık teşkil etmektedir. Bu yönüyle, Azınlığın dini ve idari özerkliğine ilişkin uluslararası yükümlülüklerin de göz ardı edildiği açıkça görülmektedir.
1985 yılından bu yana devam eden Batı Trakya’daki Müftülük sorununun çözüme kavuşturulması yönünde Yunanistan devletinin gerekli dersleri çıkarmamış olması, Batı Trakya Türk Azınlığı açısından büyük bir üzüntü ve hayal kırıklığı kaynağıdır. Aradan geçen 40 yılı aşkın süreye rağmen aynı hatalı yöntemlerin sürdürülmesi kabul edilemezdir.
Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu olarak bir kez daha vurguluyoruz ki; Müftülük sorunu, azınlık toplumunun dini, kültürel ve toplumsal kimliğiyle doğrudan ilgili son derece hassas bir konudur. Bu nedenle, söz konusu mesele ancak Azınlığın özgür tercihini esas alan, samimi, kapsayıcı ve yapıcı bir diyalog süreciyle çözülebilir.
Rodop ve İskeçe illerinde hayata geçirilmeye çalışılan müftü tayini uygulamalarını kınıyor; Azınlığı yok sayan bu tür girişimlerin demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığını bir kez daha ifade ediyoruz.
Azınlığın iradesini dışlayan hiçbir uygulamanın meşruiyeti yoktur ve kabul edilmesi mümkün değildir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
BTTADK
